Kayıtlar

Biraz Karışık

 Biraz karışık bir gün, ne hissettiğimi bilmediğim... Elimi kolumu nereye koyacağıma karar veremediğim, gitmeli miyim, kalmalı mıyım? Kendi kendime bin soru sorup hiç birine cevap bulamadığım bir gün.  Değersizlik hissini bilirim, tanıdık geliyor ama bu kadar can yaktığını anımsamıyordum, alışkanlıklardan galiba.. İnsan zamanla herşeye alışır değil mi ? Zaman herşeyin acısını hafifletir. Ben bunu hallederim biliyorum ama neden halletmek zorundayım. Burda şimdi ki zaman da kalsam.. 16 Eylül 2023 saat 22.55'de bırakıp unutsalar beni. Günlerce sesimi duymasalar, aramasalar, sormasalar.. Çok çabaladım, bu dünyayı sevebilmek, bu çağa ayak uydurmak için.. Olmuyor, üzgünüm. Aniden gülümsediğim anların arasındayken bir anda çekip gideceğim bu dünyadan, yükü kaldıramıyorum. Bir duvarın dibinde günlerce bekledim, bir ses, bir nasılsın bekledim. Yoktu. Şimdi kayboldu.. Geldi, tamir etti, iyileştirdi. Sonra bir anda kayboldu.  Söylesene benim aradığım ne ?  Ben neden hiç mutlu o...

Beni fark edeceksin, hissediyorum..

Resim
                                  Beni fark edeceksin, hissediyorum.. Bir gün kendini bir sahil kenarına attığında, tenine değen ılık bir rüzgar hatırlatacak.. Tüylerin ürperecek, hissedeceksin. Gökyüzünde uçup giden kuşların kanatlarında anımsayacaksın beni.. Parmak uçlarında, saç telinde, yanan bir ateşin sıcaklığında, iç çekişlerinde.. Hatırlatacağım kendimi. Geçmeyecek, geçer gibi yapacak lakin iz bırakacağım. Bir gün çekip giderken bu diyardan, insanlara.. hatıralar bırakacağım. Bir sigara izmariti belki, yasemin kokusuna saklayacağım kendimi. Kitap sayfalarında bulacaksınız beni, yazdıklarımda, hissettiklerimde değil dikkat edin yazılanlarda hatta belki de yazamadıklarımda.. Nilgün Marmara'da, Ferit Edgü'de, Tezer Özlü'de, Gabriel Garcia Marquez'de.. Bir bank, kırmızı bir şarap, en çok da Nazım hatırlatacak beni size..  Annem.. Babam.. o çehreli halleri, evhamlı koşuşturmaları,...

Ruh

Resim
       ''Bazı ruhlar evvelden âşinadır birbirine..''        Bir bilinmezliğe doğru usul usul yürürken, içimi bilen, derinlere inen, hangi kıyametlerden sağ çıktığıma şahit olan birinden.. Tanrı'nın kusuru ? .. ne ilginç.. hiç böyle düşünmemiştim. Bu kusursuz düzeni var eden bir yaratıcı yada yüce bir varlık olduğuna inanırım fakat onunda bir kusuru olacağı aklımın ucundan geçmezdi..  Bu, kainatta evvelinden beri bilinen bir şeymiş..      Evrenin yaratılışı Tanrı'nın bir kusuru olarak kabul edilirmiş.. Kocaman bir boşluk, yıldızlar, sonsuzluk, kara delik, Satürn..  ve Dünya..  Ah Dünya! En zoru, en korkuncu sensin..  İçin de milyonlarca göz yaşı, kahır, acı taşıyan Dünya.. Mutluluk, gülümseyiş barındıran Dünya.. Ne dengesiz bir gezegensin. Varlığım senin için noktadan bile küçükken, sen benim için dertlerin en büyüğüsün.. Ve o kutsal yaratıcı..  Evreni nefesinden bir parça üfleyerek var ettiğin de düşündüğün ...

KADIN.

Resim
  Uzadıkca uzayan, dolandıkca dolanan, kördüğüm haline gelen hayatım.. ve içinde kaybolup giden ben.. Herkes gibi. Biliyorum ki herşey geçer, bir pamuk ipliği ya hayat dönüp dolaşıp yine o müthiş kahkahayı atacağım. Peki ya ne zaman ? Ömrüm gelip geçerken bana ait olan mutluluğu kaç yaşında göğsümün tam ortasında hissedeceğim ? Sürüklenip gitmek mi yıpratır insanı ? Yoksa öyle bir bitki gibi yaşamak mı ? Ev, iş. İş, ev arasında belli bir zamana sığdırılmış çoklu telaşlarım.. yorgunluktan uyuyakalışlarım.. bir de bunca telaşın içinde kendime vakit ayırmak, dinlenmek, kitap okuyabilmek (ki otobüs yolculuklarında fırsat buldukça), dışarda bir kahve ? ah ne zor ama hem çalışıp hem hayatını yaşamaya çalışmak :)  Uzun zaman oldu çizip karaladığım bir kaç şeyi burda birileriyle paylaşmayalı, belki cesaretsizlik, belki vakitsizlik. Hayatımda hep radikal ve ani kararlar aldım ve hiç pişman olmadım, tavsiye ederim :) İçimde ne hissettiysem onu hayatıma yansıttım, sevgim bittiyse bitmişt...

Bir Tükenmişlik Söz Konusu

Resim
      İşin içinden çıkamadığım günlerdeyim yine.. Geçmesini istemediğim hisler, bitmesini istemediğim konuşmalar..    Sığınacak bir kaç şarkı, içilecek bir kaç kadeh ve o güzelim kalp atışı. Hep aynı ağırlıkta atan kalp sesi.. Hiç mi değişmez yahu hiç mi geçmez, hiç mi hafiflemez bu ağrı Allah'ım.     Kaç gün daha gerek ? Kaç saat ? Kaç sene ? Biter mi bir gün.. O boşluk dolar mı?  Kaç kez daha kıracağım kalbimi, nefes almak kaç kez daha acıtacak canımı ? Bazen diyorum aman Sevoş, bunu kendine yapma. Ama bilen bilir ya ağrısı, sızısı bile bir hoş olur.     Anlatamadığım mezvular, anlatmaya bulamadığım kelimeler.. Ama doğruya doğru önce boş bir defter yaprağına, sonra buraya yazıyorum bunları. Ne kadar zor olsa da, gülümsemeyi eksik etmem yüzümden.. Bilirim çünkü en çok sevilendi gülüşüm. Şimdi dinlediğim şarkı da '' geçer, daha öncekiler gibi'' diyor. Daha öncesi ya da daha sonrası olmadı ki.. ? Nasıl geçer ?  Baharda kışı...

Yarın Olmayacak

Resim
  İçimden derin bir iç çekişle başlıyorum .. Hayatı ölmeyecekmiş gibi yaşadığımızı hatırladım. Zamana meydan okurcasına yaptığımız planlar, koşuşturmalar, amaan bugün yapmayım yarın yapayımlar..  Hepsi bir an da puf olup ortadan kaybolacak. Yarın olmayacak, bir kez daha göz göze bakamayacaksın, bir kez daha dokunamayacaksın okumak istediğin kitaplara, dinlemek istediğin o güzelim türküler silemeyecek kulağının pasını .. Yarın olmayacak gibi yaşasak, belki o zaman verdiğimiz kararların arkasında dağ gibi durabilirdik. Hissettiğimiz o derin duyguları istediğimiz gibi yaşayabilirdik.  Bu davranışın yanlış diyenlere, '' canım istedii '' deseydik belki bu kadar acımayacaktı yüreğimiz. İnsanların ne düşündüklerine, ne gördüklerine, ne konuştuklarına taktık kafamızı. Hiç içimizden geldi diye yaşayamadık. Halbuki o yaşam duygusu insanın içine çiçekler gibi serpilmiş bir mutluluktan, şükürden başka bir şey değildi. Bunun kıymetini bilemedik. Keşke arasaydım, keşke yazsaydım, keş...